13 Aralık 2008 Cumartesi

inter duo autumane, illic mustum existo processus

Çağımızın vebası; İlgisizlik hastalığı. öylesine kanımıza işlemişki, iliklerimiz arasında yer bulmuş kendine. Kronik bir durum, kaçış yok. Ancak büyük yeraltı sığınaklarında numuneler tutabiliriz belki, gelecek kuşakların işleyip algılayabilmesi adına. Kaldırım taşları o kadar mı sevimsiz ki bakmaz oldu kimse. Duvar gibi değil peki, omuz omuza vermiş bir örgüye benzemiyor mu. Alışkanlıklardan öteye, bir köy var ancak bilirsiniz. Görenlere sormayı deneyin neye benzediğini tahmin etmek için. Bunun için, neyse artık sığınamadığınız dağlar dolusu eşkiya, onlara yalvarın. Sokaklar dolusu oldu işşizlik, sığınmaz oldu gökyüzü bir nebze. Havalar erken soğudu bu mevsim.
Geçmişten yansımalar gibi kalmıyor mu, önünüzde duranlar. Milyonlarca yıl öncesinden seslenen görüntüler yüzler. Çocukluğumu hatırlamaya uğraşıyorum, ne yokmuş orada bulabilmek adına, şimdiden feragat edebilirim sanırım bir süre. Bulmak beni tedirgin etmiyor, onu dolduramayacak olmak sıkıntı verici. Peki bu noktada kimden ne kadar borç alabilirim. Aslında istediğim tam olarak bu değil. Kendimce ışığını hayatın bir süre önce buldum. Kimseyle paylaşmam o çok ayrı, gülümsemem yeter sanırım, ve parlayan bakışlar. Her şey bu kadar ortadayken, nasıl olur da dünyanın kalanı anlayamaz bu mutluluğu. Bu kadar içine dönük değilim, olmadım, olmam. Sırt üstü uyandığım da olmuyor bir sabah yatağımda. Ama kaçabilecek yer aradığımda ilk döndüğümde kendisidir her zaman. Anne şefkatine hasıl, yabancı sevgisiyle yoğrulmuş.
Bir ilginç tarafı da var ilgisizlik hastalığının, sanırım buna tanrı sendromu diyebiliriz. Parmağımı şıklatmam, aslında dürüst olmak gerekirse ağzımdan çıkan sözler, buna sebep yer yer. Aynı amaç için bir araya gelmiş, dürüst erdemli insanlarda bulunabiliyor bu yolla. Fakat hep birlikte gözümüzün önünü görmekten, komşuyu işitmekten aciz de bırakıyor. Çok bencilce, çok içe dönük kaba.

0 yorum: